Özdeyiş Kimin Eseri? Hayatın Her Anında Bulunan Bilgelik
İzmir’de, günün büyük kısmını arkadaşlarla gülüp eğlenerek geçiriyorum. Özellikle akşam çayı saatlerinde, orada burada benden başka kimse espri yapmadığı için bir anlamda halkı eğlendiriyorum diyebilirim. Ama gelin görün ki, bir şeylerin fazlasını düşünmek de bende genetik bir özellik gibi. Yani, esprili tarafımın yanı sıra, bazen düşünüp durduğumda “Özdeyiş kimin eseri?” diye bir soru takılıveriyor kafama. Özdeyiş… Bu ne kadar kulağa havalı gelse de, gerçekten de insanların hayatlarına bazen bir film repliği gibi dalan, bazen de o an kafamızın içindeki şarkının sözleri gibi kulağımıza çınlayan bir kavram.
Özdeyiş, Hem Derin Hem Komik: İkisi Bir Arada
Bazı özdeyişler, hayatın anlamını bulmuşçasına kulağımıza fısıldar. Mesela, geçen gün bir kafede arkadaşım bana şöyle dedi: “Hayat kısa, kuaföre gitmek için çok uzun.” Şaka gibi ama bu aslında bayağı derin bir özdeyiş değil mi? Ya da ben de bu konuda atıp tutarken, kimseye aldırmadan “İyi ki çamaşır makineleri var, yoksa herkes bunalıma girerdi” dedim. Neyse, özdeyişlerin de kendi içlerinde bir derinliği var. Ama mesele şu ki, bu derinlik bazen kafa karıştırıcı olabiliyor. O yüzden düşündüm: “Özdeyiş kimin eseri, kim icat etti bunu?” Çünkü biliyorsunuz, özdeyişler bazen gözlemlerimizin, bazen de en derin hayal gücümüzün ürünüdür.
Bir insanın sözüne de özdeyiş demek, biraz sanki “kafayı bozmuş” olma hali değil mi? Özdeyişlerin büyük kısmı aslında “akıl dolu” değil, daha çok bir “delilik” kokuyor. İşte bu yüzden de onları hayatımıza, o güzel “hayat felsefesi” içinde, birer derinlik kaynağı gibi yerleştiriyoruz. “Kendi kendine gülen insan her zaman en doğruyu söyler” gibi bir cümle, ne kadar gerçekçi değil mi? Tabii, o an belki gülerken farkına varamayabiliriz ama ben, bu cümleyi en son otobüste bir kadınla tanışırken, gülerek söylesem de, biraz garip bir şekilde onu düşündüm.
Özdeyiş Kimin Eseri? Biraz Arka Plana Bakalım
Bu özdeyişlerin arkasında kim var? Hani, genellikle bir filozof, bir şair ya da çok zeki bir insan olabilir mi? En azından kimse “Kimdi o?” diye sormaz, değil mi? “Sokrat mı, Aristoteles mi?” diyerek bir gün özdeyişlere göz attım, ama çoğu zaman bu insanlar sadece farklı çağlardan gelen birer “gösterişli düşünürler”di. Onlar gerçekten çok derin insanlardı, ama çoğu zaman akıllarını da sokaklarda unutmuşlardı. İyi ki bizde de her köşe başında yeni özdeyişler üreten insanlar var. Çünkü bazen hayat, gerçekten beklediğinizden çok daha komik olabiliyor.
Mesela bir sabah, kahvemi alıp iş yerine gidiyorum. O sırada bir çocuğa rastladım, elinde bir karikatür dergisi. Çocuk bana gülümsedi ve “Hayat kısa, ama kahve uzun” diye bir şey söyledi. O kadar garip ve eğlenceliydi ki, anında bir özdeyiş haline geldi! Ama kim bilir, belki de o çocuğun bilinçaltında bir “Sokrat” vardı, bir “Platon” vardı ve biz her gün, küçücük anların içinde büyük dersler alıyoruz. Hatta, bu özdeyiş bazen aklıma gelir, birisini eleştirirken: “Hayat kısa, ama düşünmek zaman alır!”
Özdeyişler Hangi Sınıf İnsanlar Tarafından Yazılır?
Özdeyiş kimin eseri? İnsanlar ne zaman derin düşüncelerine dalar, ya da bir anlık parıltıyla bir özdeyiş üretirler? Burada, bazen kendimi biraz “felsefi” bir tipleme gibi hissediyorum. Ama bu düşünceler genellikle anlık oluyor ve asla “sürekli” olmuyor. Örneğin, geçen hafta sosyal medya üzerinden “Göz var nizam var” diye bir özdeyiş gördüm. Çoğu kişi bunu bir atasözü zannedebilir, ancak gerçek şu ki, bu cümleyi bir arkadaşımın Instagram story’sinde yazdığı zaman fark ettim. Bir insanın hayatına anlam katan özdeyişler bazen anlık, bazen de toplumsal durumlar neticesinde yazılır.
Mesela, geçen gün ofisten çıkarken, biri arkadaşına “Hayat ne kadar kısa, bir de üstüne trafik eklenince…” dedi. O an, gerçekten çok güldüm. Bu cümle de bana, bizim hep birlikte düşündüğümüz ama genelde sadece başkalarına aktardığımız özdeyişler kadar önemliydi. Trafik, gerçekten yaşamımızın en büyük özdeyişlerinden birine dönüştü. Öyle ya, her gün aynı saatte, aynı yolu gitmek, aynı saatlerde geri dönmek… Bazen “Hayat kısa, trafik uzun” cümlesini düşünmek bile insanı güldürebiliyor. Ama bu da bir özdeyiş işte! Herkes, hayatının anlamını bulmaya çalışıyor, ama bazen trafikle boğuluyor.
Özdeyişleri Geleceğe Taşımak
Sonuçta özdeyişler, insanın en özel düşüncelerinin kısa, öz ve vurucu bir şekilde ifade edilmesidir. Onlar geçmişin ve bugünün izlerini taşır ve hayatın her anında karşımıza çıkarlar. Gelecekte belki de teknoloji devrim yapacak, insanlık yeni yollar arayacak, ama özdeyişler hep bizimle olacak. Herkesin kendi dilinde bir özdeyişi olacak; kimisi derin, kimisi komik, kimisi de sosyal medya üzerinden yapılmış bir şaka gibi. Belki de 20 yıl sonra çocuklarımıza “Hayat kısa, ama öğle uykusu uzun” gibi yeni özdeyişler söyleyeceğiz, kim bilir? Bu dünyada her şey sürekli değişiyor ama özdeyişlerin küçük hüzünlü evreni bir türlü değişmiyor.
Bir Özdeyiş Daha: Kendi Kendine Gülen İnsan, Aslında En Gerçek Olandır
İzmir’in sıcak yaz günlerinde, sokaklarda yürürken, bazen en derin düşünceler bana gelir. “Özdeyiş kimin eseri?” diye düşünürken, bazen o kadar komik ve absürd şeyler düşünüyorum ki, aklıma gelen her şeyin bir özdeyiş olabileceğini fark ediyorum. Sonuçta, hayat bir özdeyişler silsilesi gibi… Kimileri derin, kimileri yüzeysel, kimileri de anlık bir düşüncenin kaybolan izleri. Ama hepimizin özdeyişlere ihtiyacı var, değil mi?
O yüzden, zaman zaman hayatın anlamını ararken, kendi kendime şunu söylerim: “Özdeyişin en büyüğü, her zaman hayatı sevmek ve gülebilmektir.”