Bazı Fikirlerin, Haberlerin ve Sanat Eserlerinin Yazılıp Yayılmasının Kısıtlanması ya da Engellenmesine Ne Denir?
Hangi Bir Yasağa Taban Vuruyorsun?
İzmir’de bir kafenin köşesinde, arkadaşlarım yeni bir espri yapmış ama ben, “Ya, bu kadar saçma olamaz!” diye gülüyorum. Anladınız mı? Yani bazen öyle cümleler kuruyorum ki, tam da komik olması gereken bir anda aslında kafamda biraz kafa karıştırıcı bir felsefi soru beliriyor. O an kendi içimde “Aman Allah’ım, gerçekten birileri bunun yayılmasını istemez miydi?” diye düşünüyorum. Şaka maka, günümüzde bazı fikirlerin, haberlerin ve sanat eserlerinin yayılmasının kısıtlanması veya engellenmesi oldukça tartışmalı bir konu, değil mi?
Ya da böyle diyorum: Düşünsenize, “Bu eseri yazmak yasak!” deseler, acaba siz o sanat eserini gerçekten yazmaya devam eder miydiniz? Tabii ki de, bunu en azından teorik olarak ciddiye alacak bir tek delikanlı insan kalmadı diye düşünüyorum. Peki ama bazen diyoruz ya, “Yahu, bazı düşünceleri kimseyle paylaşma!” Ya da “Bu fikir, pek de toplum için uygun değil!” diye engellemeye çalışıyoruz. O zaman biraz daha yakından bakalım: Bazı fikirlerin, haberlerin ve sanat eserlerinin yazılıp yayılmasının kısıtlanması ya da engellenmesine ne denir?
Yasaklanan Ne Var?
Bir kere, hemen söyleyeyim; kelimeyi bulamadıysanız, cevabınız “sansür” olacak. Evet, yanlış duymadınız, bu “sansür” dediğimiz şey, fikirlerin, haberlerin, sanat eserlerinin ya da diğer herhangi bir içeriğin -ki buna şarkılar da dahil- yayılmasını engellemeye yönelik yapılan bir işlemdir. Bu biraz soğuk bir tanım olsa da, hayatın her alanında karşımıza çıkan çok eğlenceli bir şeydir (tabii eğlenceli dediğim, tüylerimi diken diken eden bir “yasak” değil, sadece düşününce garip gelen bir şey).
Hadi, biraz daha açalım. Bir düşünün, 25 yaşında, İzmir’de yaşayan bir insan olarak o kadar çok şey duyuyorum ki, bazı haberler tam anlamıyla körleştirici olabilir. Örneğin, bir gün sabah kalkıyorsunuz, kahvenizi içerken telefonunuza bakıyorsunuz ve aniden… “X şehri Y partisi hakkında sansür uygulanacak!” diyen bir yazı görüyorsunuz. Hani, bir yerden tanıdık geldi değil mi? Ve bu durum… neden olmasın ki?
Müşkül Durum: Sansürün Arkasında Ne Var?
Gelin biraz felsefi ve mizahi bir açılış yapalım. Sansür, aslında insan zihninin en büyük korkularından birini temsil ediyor: “Bir şey çok tehlikeli olursa, insanlar buna nasıl tepki verir?” Ah, bu sorunun cevabını bilsek keşke! Ama tabii, çoğu zaman tepkiler kötü oluyor. Kısacası sansür, toplumu korumak için yapılan bir şey, ama bazen o kadar çok abartılıyor ki, “Ne kadar iyi niyetli olsanız da, asıl korktuğumuz şey sizin kontrolünüz!” diye düşünüyoruz. Bu ne demek? Herkesin hayatına biraz daha derinlemesine dalarak “Gerçekten insanları korumak mı amaçlanıyor, yoksa sadece rahatsız edici fikirlerden kurtulmak mı?” diye sorguluyoruz.
Bir kafede arkadaşım soruyor: “Hadi, senin en sansürlü olduğun an nedir, senin hayatında hiç sansüre uğradığın bir fikir oldu mu?”
Ben: “Tabii! Mesela geçen gün ben, ‘Kahvaltı, Türk kültürünün bir parçasıdır’ dedim ama dedikleri gibi, ‘Türk kültürüne uygun mu, ne bileyim!’ dediler. Ben de sansürlenmiş oldum!” diye cevap veriyorum. Tabii her şeyde olduğu gibi, biraz abartılı bir yaklaşımdı. Ama asıl mesele şu: Günümüzde bazı “fikirler” ya da sanat eserleri, her zaman olduğu gibi, genellikle toplumun genel yapısına “uymuyor” ya da yanlış anlaşılabiliyor.
Sansür ve Toplumsal Anlayış
Tabii, arkadaşlarım da bu konuda hemen esprili bir bakış açısıyla olayın iç yüzünü çözmeye çalışıyorlar. “Eyvah, bana sansür yapacaklar mı?” diye bağıran biri var, “Aman, şu an saçma bir şey söyledim mi?” diye kendini kontrol etmeye çalışan diğeri. Herkesin içinde bir “sansür korkusu” var. Ama gerçek şu ki, sansür; çoğu zaman, bir devletin ya da toplumun, sosyal yapıyı korumak amacıyla uyguladığı bir yöntem olarak ortaya çıkıyor. Ancak kimseyi cezalandırmak değil, daha çok toplumun genel huzurunu sağlamak amacı taşıyor.
Bir başka örnek vereyim. Geçen gün bir arkadaşım sosyal medyada, “Özgürlük kısıtlanmış!” diye bir şey yazmıştı. O kadar komik bir durum ki! Hani, bu sosyal medya “özgürlük”ten bahsediyor ama bir yandan da o platformun algoritmalarının sansür uyguladığı her şey de var. Bunu düşününce birinin ne kadar özgür olduğunu sorgulamadan edemedim. Aman Tanrım, bu gerçekten özgürlük müydü?
Sansür, Bu Aslında Kimseyi Mutlu Etmez!
Sansürün işin içine girdiği her durumda aslında kimse mutlu olmuyor. Mesela şimdi, düşünün! Birçok insan, bir sanat eserini, özgür bir düşünceyi paylaşmak istiyor. Ancak her zaman kısıtlamalarla karşılaşıyor. Çünkü insanların sınırları vardır ve herkesin bir konuyu farklı algıladığı bir dünyada, neyin doğru neyin yanlış olduğu bir türlü netleşmez.
Tabii, ne de olsa, arkadaşlarım yine rahat rahat gülüyorlar. “Senin gibiler, yazı yazarken ne kadar ince ince analiz yapıyorlar, işte onlardan sakın!” diye şaka yapıyorlar. “Ya o da ne demek ya?” diyorum. “Kendini çok derin mi buluyorsun?” tabii bir yandan kendimle dalga geçiyorum. Ama gerçek şu ki, sansürün sağladığı o müthiş “rahatlık”, sonunda herkesin daha çok sorgulamasına yol açıyor.
Sansürün Sonu
Her ne kadar bu konu ciddi bir tartışma olsa da, sonunda şunu kabul etmeliyiz: Bir şey yasaklandıkça, ona olan ilgi artar. Tabii ki, düşünceleri sansürlemek, onları yok etmez; sadece onları daha derin bir yere gömer. Ama aslında kimse tam olarak ne olduğunu bilmez, belki de bu yüzden sansür, hiç durmayan bir çark gibi ilerliyor.
Bir sonrakinde, belki biraz daha dikkatli olacağız ama bir fikir, bir sanat eseri ya da bir haber – ne kadar sansürlense de – hep bir yerden patlak verecektir. Sonuçta, özgür düşünce ve ifade her zaman bir şekilde ortaya çıkar, değil mi?
—
İşte, düşündüğümüz kadar eğlenceli olmasa da, bazen gerçekten susmamız gerekebiliyor. Ama her şeye rağmen, yasakların ve sansürün hâlâ bize öğreteceği çok şey var.